İsmail Arslan

Tarih: 03.01.2026 12:38

Güç koltukta değil, sistemdedir!

Facebook Twitter Linked-in

Türkiye’de koltuğa yapışma meselesi sadece siyasetçilere özgü değil. Birçok patron da gücü, kontrolü ve iktidarı kaybetmemek için koltuğunu bırakmak istemiyor.

Yetki devri, profesyonel yönetime alan açmak ya da işi sistemlere emanet etmek çoğu zaman zayıflık olarak algılanıyor. “Kontrol giderse güç gider” korkusu devreye giriyor.

Oysa tablo tam tersini söylüyor.

Uzun ömürlü, başarılı işletmelere baktığınızda şunu görüyorsunuz:

Güç koltukta değil, sistemdedir.

Patronun varlığıyla ayakta duran şirketler değil, kurallarla ve kurumlarla ayakta duran şirketler büyüyor.

Gerçek liderlik koltuğu sıkı sıkıya tutmak değil, koltuğu doğru zamanda boşaltabilecek cesareti gösterebilmektir. 

 

....... ....... ........

 

ASIL REKABET NEREDE

Bugünün dünyasında rekabet artık sadece ürünle, fiyatla ya da pazar payıyla yürümüyor. Asıl rekabet insan kaynağı üzerinden yaşanıyor.

Büyük ölçekli küresel şirketler bunu çok net görüyor.

Türkiye’nin en yetişmiş, en yetkin, en becerikli insanlarını çekiyor, bu insanları kendi uzun vadeli stratejilerinin bir parçası hâline getiriyor.

Bu insanları çekemeyen şirketler ne yapıyor?

Yerinde sayıyor. Hatta fark etmeden rekabetten düşüyor.

Başarılı ülkelere bakın.

Başarılı işletmelere bakın.

Hepsinin arkasında aynı gerçek var:

Doğru insan, doğru yerde, doğru sistemle çalışıyor.

Eğer rekabette üstün gelmek isteniyorsa, yetişmiş, yetkin ve becerikli insan kaynağını şirketlere çekmek ve tutmak zorundayız.

Japon kültüründe “adaptasyon kültürü” çok güçlü bir koddur. Aile değerlerine, kültürüne ve iş ahlakına uyan bir yöneticiyi veya damadı gerekirse soyadı değiştirilerek aileye dahil edilir.

Hatta damatlar bile bu yolla aile üyesi yapılır.

 

Evlatlık Türkiye’de aile, kan bağı üzerinden tanımlanır. Kültürel olarak “yönetici evlat” fikri pek karşılık bulmaz. Evladı yönetici yapmak ana amaçtır.

Özellikle ülkemizdeki olumsuz ekonomik göstergelerden ötürü, madem yatırım yapamıyoruz bari “gezelim, tozalım, yiyelim içelim” diyen bir kitle türedi gibi. 

Tabi elde de “nakit yerine” kredi kartı olunca, harcanan tutar kazanılandan çok olmaya başladı.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —