Türkiye gibi kolektivist toplumlarda başarı sadece ne bildiğinizle değil, kimi tanıdığınızla da şekillenir. İşe girmek isteyen için de terfi bekleyen için de, işini büyütmek isteyen için de…
Literatürde bunun adı sosyal sermayedir.
Her ilişki “torpil” değildir.
Telefon rehberinizde kimin olduğu, yıllar içinde biriktirdiğiniz güven, ilişki ve itibarın sonucudur.
Bireyselci toplumlarda başarı; CV, performans ve bireysel yetkinliktir.
Türkiye gibİ toplulukçu toplumlarda ise başarı; ilişki, güven ve referansla yürür.
Kültür değişirse başarıya giden yol da değişir.
Mesele tanıdık değil, nasıl bir sosyal sermaye inşa ettiğinizdir.
Özetle şunu söylüyorlar:
Her insanın görünmez bir mutluluk bandı var.
Para artıyor, konfor artıyor, haz yükseliyor…
Ama bir süre sonra beyin buna alışıyor.
Ve kişi yeniden aynı duygu seviyesine geri dönüyor.
Sonra ne oluyor?
Tekrar mutsuzluk…
Tekrar alışveriş…
Tekrar daha fazla kazanma isteği…
Ve bu döngü davranışsal ekonomiyi besliyor.
Bu yüzden Ali Sabancı’nın “Arzularıma göre geçinemiyorum” cümlesi çok kıymetli.
Bu ister iş insanı olsun,
ister beyaz yakalı,
ister patron çocuğu…
Eğer merkeze haz konuluyorsa, ne kadar para kazanılırsa kazanılsın yetmez.
Çünkü mesele kazanç değil.
Mesele mutluluk bandını nereye koyduğun.